InstagramFacebookYoutube

#41 – #154

Ses etme,
sahte huzurumuz kaçmasın.

Kötü sonuçlandığını bile bile tekrar aynı hatayı yap.
Yaşadığın tüm felaketler, ders almadığın için sana müstahak sayılacaktır.

İnsan bilmediğinden, anlam veremediğinden korkar.

Mecbur bırakıldık.

Ahlaksızlığınız standartlaşmış,
ahlaklılar cemiyetinize ayrıkırı geliyor.

Geçmişte yaptıklarınız,
geleceğe referanstır.

Tanışmayalım,
konuşmayalım.
İki satır cümlede hemfikir olalım.

Herkes miras bırakır.
Kötü olanlar da,

Kabusların, yaşadığın felaketler kadardır.

Sen unutursun,
vicdanın hatırlatır.

Duygularında uzak olduğunu bilmek,
fiziki mesafelerden daha zor gelir.

İyi insanları çok üzmüşler.
Ah almışız ki,
kalanlardan çok çektik,
çekmeyede devam ediyoruz.

Gözden düşünce,
ezbere bilinen çizgiler,
nasıl da yabancılaşıyor insana.

Yine döngüye mi girdik,
bugün de, dünün aynısıydı.

Yerinde saymak, sürekli şikayet, kadercilik, sorgulamadan kabullenmek, haksız isyan, sadece kendini haklı görmek, ötekileştirme,.. Bunlar başınıza büyük felaketler açan günahlarınızın ilk adımlarıdır.

Huzuru bulduğun zamana kaç,
hayalde bile olsa…

Sen de pes edersen, tüm yaşananlar mübah demektir.

Madem ki konuşmaya niyetimiz yok,
tek satırlık cümlelerde buluşalım…

Acı en azından dinç tutar,
derste çıkartırsan ne ala.

Bir zamanlar en mutlu diyerek yaşanan anlar,
nasılda en değersiz anlar olarak hatırlanıyor…
Geçmiş aslında aynı, değişmedi.
Zamana anlam yükleten insanların değeri değişiyor.

Hayat bir kez şans verir,
ikincisi tesadüf olur.

Şarkılar sayıklar adını,
ben dinlerim.

Kim neyi savunduysa,
hep onu sömürdü.

Kaçmak veya savaşmak, insanın doğasında vardır.
Ancak huy değiştiren pek görülmemiştir.
Yani sorunlardan kaçan,
hep kaçacaktır.

Hala güçlüsün, sadece yoruldun.

Bir tek ulaşamadığına uzun uzun bakarsın…

Ağaçtan üç elma düştü, üçü de çürük çıktı.
Savaşmadan,
uğruna mücadele etmeden,
bedava paya kalan hiç olmadı.

Görmek isteyene o kadar çok dram var ki…

Rüzgar esintisi, ekmek kokusu bazense güneş ışığı çocukluğu hatırlatır…

Sözlerim tükendi,
şarkılar anlatsın derdimi.

Tek sarsıcı söylem,
etkisiz sözlerden ağır gelir.

Hayat iki yüzlü, bir öğretmendir.
Hangi yüzünü göreceğin, vereceği derse bağladır.

O gitti,
alışkanlığı kaldı.

Âşıklara saz sattıran düzen.

Kim demiş fotoğraflar konuşamaz diye?!
Ona baktığımda gözleri gülüyor,
yine kütüphane sokağını anlatıyor…

Bilincim açık uyuduğumda tüm rüyamı hatırlıyorum.
Fark etmeden gün içinde zihnimi meşgul eden her şeyi görebiliyorum.

Göz görmeyince kıymetine değer biçiyoruz.

Kendisini sınıflandırmak,
bir kalıba sokmak için çabalayan insanlar…

Mutsuz olmak için çok bahane var,
inatlaşmak gerek.

Tek yanlış, tüm güveni götürür.

Uğruna kilometrelerce yol gidilen şehirler…

Çünkü sadece geceler kaldı bana,
bende anlattım siyaha.

Vicdanı nasır tutanların kalpleri,
sevgi sözcükleriyle yıkansa da çözülemez.
(…Nasır tutturan havayı değiştirin.)

O kadar çok kötülük var ki.
Islak bir kağıt parçası gibi,
neresinden tutmak istesen kopuyor,
elinde kalıyor.

Sorunun sebebini bilipte çözmek yerine sadece isyan edenlere, gelecek tüm felaketler mübahtır.

Bu yaşama, böyle bir kader uygun görülmüş demek ki.

Gözünü kapatarak adım atman seni korkusuz yapmaz.
Fikirlerini körü körüne savunman seni haklı yapmaz.
Ya takılıp düşersin ya da artık istesen de göremezsin.

Vicdanını bir lütufmuş gibi paketleyip sunan insanlar…

Kaldı 4 ay…
Garip olan 4 yıl geçmiş olmasına rağmen sanki 8 yılı sığdırmışım.
Biraz daha netleşsin her şey, anlatırım sonra.

Ahlaki çöküş yaşamış ve bunu meşrulaştırmış, koşulsuz şartsız kendisine söylenen fikirleri kabul etmiş, ailesi tarafından sürekli kollanmış, ailesinin bir bireyi tarafından kollanıp diğer bireyi tarafından dışlanmış farklı insan tiplerini uzun zamandır takip ediyorum. Başlı başına birden fazla tez konuları oluşurdu, hepsini akademik yorumlarsam.
Örneğin, kimisi kendi fikirlerini öylesine benimsemiş ki tek doğru kendisi gibi eylemler gerçekleştiriyor. Genele bakıldığında yine çıkarılması gereken en büyük derslerin: ön yargının yanlış olduğu ve her görüşün önce akıl ile değerlendirilmesi gerektiği ortaya çıkıyor.

Acemi olarak girdiği her ortamdan,
uzman olup çıkan insanlar…

Hep ileriye bakmak da doğru değildir.
Bazen geriye bakıp neyi kaybedip, neyi kazandığını görmek gerekir.

Şüphecilik eşiğimizi keyfi yükseltmeyiz,
bizi mecbur bırakırlar.

Olması gerekeni söyler,
olmaması gerekeni uygularız.

Felaketler üzer ama dünü, bugünü ve yarını sorgulatır.

Değerler çoktan yitirilmiş, sadece birkaçımız korumak için diretmeye devam ediyoruz.

Size ilham veren, sizi ileriye taşıyacak fikirleri düşünmenizi sağlayan insanlarla iletişim kurun, takip edin.

Çabalıyoruz yetmiyor,
Sanki döngüdeyiz, bitmiyor…
Bir garip bunalım,
belki bir paronaya…

Hayat aşırı sanallaştı.
Bilgisayardan iş yapıp,
bilgisayardan ödev teslim edip,
yine bilgisayarda oyun oynuyor, eğlenmeye çalışıyoruz.

Biz hep, aynı sonbahar akşamında kaldık.

Sıkıldık, hemde nasıl!

Önceden konser, tiyatro, birkaç etkinliğe kaçar moral yükseltirdik… Ergenlik yıllarına geri dönmüş gibi tek eğlence bilgisayar oldu.

Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın.

20’li yaşlar, nasıl da anlamsızca geçiyor…

Duygularımla hayal kurdum, mantığımla şekillendirdim.

Bazı anılar, hatırlanamayacak kadar eskimiş.

“Bir şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar. Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar.” David J. Schwartz

Sizin için bir zamanlar çok değerli bir insanı hatırladığınızda
hangi an zihninizde canlanır?

Uğrunda çok emek verdiğin hayallerin değerini geçen günler değil, şimdi ne yaptığın belirler.

Ne zaman mutlu olduğunu hatırlamıyorsan, sebebini kendinden önce bulunduğun ortamda ara.

Sevgiden önce, kıskançlığı öğreniyorlar.
Sahip olduklarında, kolay yitiriyorlar.

Bir an bulunduğun ortam,
başkası için bir döngü…

Ne önemi var ki…

Affın erdemi sevgiden,
Arz-ı endamı yürekten gelir.

Yitirilmiş hayallerde izin var…

Beyaza zıt olup,
karanlığa gömülmek
ama güneşi de en çok çekebilmek.
Sessiz çığlıklarda,
yine de duyulmak istemek…

Güvenmek zordu,
artık mesafeler de bir başka engel.
Kalabalıktaki yalnızlık,
artık realist oldu.

Müzik çalma listem de ruhum gibi agresifmiş…

İnsan, hata olacağını bile bile sevmek ister.
Öylesine duygusaldır işte.

Fedakarlıklar, bilinmek ister. Öğrenildiğinde ise üzer.

Geçmişini silemezsin ama senin için anlamını değiştirebilirsin.

Korona sonrası ya kimse evde durmayacak ya da bu hissiyat üşengeçliğe evrilip kimseyi evden çıkaramayacağız.

Aslında hepimiz sorunların kaynaklarını biliyoruz da, başkaları çözsün diye sadece yerimizden şikayet ediyoruz.

Hiçbir artı değer üretmeyen sadece tüketici olan insanlar; yargı dağıttıkları konularda topluma bir katkıları olmadığı gibi, bilgisiz oldukları konularda da ahkâm kesme cesaretinde olabiliyorlar.

Sosyal Medya olmasa kimsenin bir dakika ayırıp dinlemeyeceği insanlar, aykırı sözlerle dikkat çekme çabasında oluyorlar.

Var iken bir anlık kıymetini biliyoruz,
yokken bir ömür acısını yaşıyoruz.

Onlar için sabah, bizim için hep gecedir.

Herkesin bir kalıba sokumasına alıştık.
Dışına çıkanları da ya takdir ediyoruz ya da linç ediyoruz.
Ortamız kalmamış.

“Zaten ömrümüzden bir saniye daha geçti,
ki o bir saniyenin kıymetini son nefesi verirken
daha iyi anlayacağız…”

Tam uyuyacakken kelimeler zihnimde geziniyorsa suçlu ben olamam…

Sana uzatılan ihanetler, sıkıca tuttuğun baston olsun.
Güç alıp ayağa daha kolay kalk.

Bir konuda, karşınızdaki kişiye “Bu aramızda kalsın.” diyorsan zaten başkasına söyleyeceğini baştan kabul etmiş olursun.
İletişiminiz bittiğinde başkasına anlatacaktır.

Korona sebebiyle artık gezemeyip, tbtler paylaşarak her zaman ki paylaşım trafiğini koruyan arkadaşlarıma teşekkür ederim.

Tik tok hesabı açmadığım her gün için kendime teşekkür ediyorum. #teşekkürsaati

Kazanılan her zaferin bir bedeli vardır…

Kaybedilen her savaşın bir bahanesi vardır…

Söylemek istediğim ne çok şey vardı…
Anlamını yitirdiğinin farkına varınca susmak zorunda kaldım.

Sadece üzüp gitmezler,
giderken kırdıkları duyguları da götürürler.

Projelerime olan inancım azalmaya başladığında,
zihnimi yavaştan vaz geçme hissi kapladığında,
hiçbir şeyleri yokken 100 yıl önce imkansızı başaranları hatırlıyorum.
Kendime kızıyorum.

Ne çok kalabalık, ne de çok yalnızlık…

Başkalarına verdiğim motivasyonun birazını kendime versem…

İyi günlerinizde bolca arkadaş edininiz.
Kötü günlerinizde yanınızda kalanlar, dostlarınız olacaktır.

İstediğin kadar bağır, sağır bir adam sinek vızıltısı gelecektir.
Göremeyene duyurmalı, işitemeye göstermelisin.

Susmak; yerine göre en büyük cezadır, karşındakine.

Hayaller, acı hayatın ağrı kesicileridir.
Hissetmezsin ama acı devam eder…

Kedilere ve kitaplara sarıl.

Acı çektirerek ayrılanlar da var, o üzülür diye susup kaçanlarda…
Ne fark eder ki,
sonu hep o bildik acı.

Gençliğin ortasında, başında yada sonunda.
Hep aynı yalanlar, değişmiyor.

Hayat zaten ağır.
Bir de sen yük ekle,
fark eder mi…

Gece 1’den sonra hayırlı bir şey olmaz. Sadece, yalnızsanız daha çok özlersiniz.

Daha iyisi için verdiğin sözler, zaman içinde kabusun olmuş…

Üzülmek için bile vakit yok…

https://1000kitap.com/nikces

Leave a Comment